Buraya reklam eklenecek
Mor Kelebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mor Kelebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2011 Pazartesi

TATİL YERLERİ, OTELLER, DENEYİMLER VE YORUMLAR (1)

Tatil yazılarıma başlamadan önce belirtmek isterim ki;

Tatil paylaşımlarım evlendiğim yıldan itibaren ki deneyimlerimden oluşacaktır.

Yazacaklarım gidilen mekanın o yılki mevcut durumu, benim beklenti ve isteklerim doğrultusunda gelişen kişisel düşüncelerimdir.

Fikirlerim bana özgüdür.Lütfen okurken bu hususları dikkate alınız.

Tarih 1 Kasım 2006 Caprice Palas Didim;

29 Ekim 2006 yılında evlendik ve öncesinde Ramazan ayı, bayram, düğün hazırlıkları derken yoğun bir dönemde sadece düğün organizasyonuna odaklandığımız için; zaten havalar da soğuyor, havanın durumu nasıl olur diye de tereddütte kaldığımızdan, balayı için kapsamlı bir araştırma yapamamıştık.
Kıbrıs'a gitmeyi planlarken son anda Didim Caprice Palas'a gitmeye karar verdik.

Açıkçası son anda verilen karar yüzünden, otelin durumundan habersiz, imkan ve olanaklar hakkında bilgi almadan gitmiş bulunduk. 
Zaten tüm işlemlerle eşimin abisi ilgilenmiş bize gerek kalmadığından resmen ''ne çıkarsa, bahtımıza.''düşüncesiyle gittik balayımıza.:))


Gittiğimizde; şık ve gösterişli bir otel karşıladı bizi. Balayı odamız için her türlü ayrıntı düşünülmüş ve çok güzel hazırlanmıştı.
Sezon da bittiği için sakin ama sanki yaz aylarındaymışız gibi sıcak günler geçirdik. 

24 saat sınırsız yemek sunma imkanlarını, yemeklerinin çeşitliliğini, lezzetini, en önemlisi temizliğini, çalışanların hoşgörü ve iyi niyetini taktir edip, beğenmiştik.

Aile banyo ve havuzlarını kapatıp, sadece size özel olması imkanı ve canınızın hiç  sıkılmayacağı aktiviteleri ile de keyifli bir balayı geçirip memnun olarak geri dönmüştük.

-dik, -dük diye anlatmamın sebebi ise 2009 yılının Haziran ayı başında Caprice Palas'a giden kayınvaldem ve elitimin yorumlarıydı.

''Temizlik sıfır. Otel odalarında böcekler geziyor. Kuşların istilasına uğraşım otelin balkonlarına hem kuşlar hem de pis olması nedeniyle çıkılamıyor. Aşırı kalabalık. Yemekler çeşlitsiz çoğu zaman aynı. 
Çalışanlar ilgisiz ve suratsız.''
 Vs. vs.vs. bir çok konudan şikayet ederek geri geldiler. 
Biz çok memnun kaldığımız için söylediklerini hayretler içerisinde dinledim. 
Sanırım otelin başındakilerle ilgili değişim söz konusu olmuş.

Otelin 2009 yazındaki halinden sonra ki hali hakkında bilgim yok. 
 O yüzden size malesef tavsiye edemeyeceğim.
Ama son zamanlarda sizlerin arasından ziyaret etmiş olan varsa düşünlerini bizlerle paylaşabilirler. 
Belki değişmiş eski haline dönmüştür. :))

Gelecek tatil yazısı; 2007 Antalya Falez Otel.

EVLAT!

Şuan öyle duygu yüklüyüm ki yazıya ne başlık koyacağımı bile düşünemedim.
''Evlat'' kelimesi ilk defa bu kadar derinden içimi sızlattı belki de...

Çok şükür oğlumun keyfi yerinde, hatta belki şuanda yüzüyordur. :)
Sadece ilk defa böyle ayrı kaldığımız için ben çok duygusalım ve alışmaya çalışıyorum. 

Dedesi oğlumu birkaç günlüğüne yazlığa götürdü. 
Bana sorduğunda çok endişelenmiştim ama bir anda eşyalarını hazırlayıp zor da olsa onu gönderdik. :)

Normalde tüm yaz benimle beraber zaten yazlıkta oluyordu ama bu sene düğündü, misafirdi falan derken pek uzun süre kalamadık. 
Eşimin işi ve yaptığımız programlar nedeniyle bizde gidemeyeceğimiz için onu bizimle İstanbul'un sıcağında yormak yerine arkadaşlarıyla oynasın, yüzsün, güneşlensin, tatil yapsın diye izin verdik. 

Şaka gibi daha 3 yaşında ve bensiz tatilde. :))

Doğduğundan beri yarım günü geçmeyen ayrılığımızın şuan 2. günündeyiz ve oğlum olmadan herşey anlamsız.
Şimdiye kadar gözümden sakındığım için tedirginim.

Hayatımdaki herşey o kadar çok onun düzenine göre programlıymış ki gidince boşlukta kaldım, resmen afalladım. :)

(Fotoğraf gitmeden önceki gün bisiklet turundaki fotoğrafıydı. Yüzünden muzurluk akıyor kuzumun. :))


Gittiği ilk gün telefonlarımıza gelmedi ''beni almayın burdan'' diye. :) Telefondan çekip alacağımızı düşündü herhalde. :))
Şimdi dünden beri telefonlara o bakıyor ve alo demeden ''annecim nasılsın seni çok seviyoyum.'' demeye başladı.
Bıcır bıcır konuşup, denize, havuza gittiğini, amcasının aldığı oyuncakları, neler yiyip içtiğini anlatıyor.
En son ''aşkım, bebeğim, tatlım, hayatım.'' diyerek kapatıyor telefonu. :)

Yokluğunda daha bir şükrettim Allah'ıma bana böyle bir evlat nasip ettiği için.
Ve yaramazlıklarını görüp ''Allah sabır versin, iyi uğraşıyorsun?'' diyenlerin aksine benim için dünyadaki en uslu çocuk olduğunu ve hiç bir yaptığının bana dokunmadığını daha bir hissettim.

Şimdi sağ sağlim bana koşmasını bekliyorum.

Çok özledim....

7 Ağustos 2011 Pazar

HOŞGELDİN YA ŞEHR-İ RAMAZAN


İçimde inanılmaz bir Ramazan coşkusu var. Aynı küçükken olduğu gibi...
Bizlerin yaşadığı Ramazan heyecanlarını malesef yeni nesiller yaşayamıyor, bilmiyor.
Ben de oğlumun bu güzel duygulardan eksik olarak büyümesini istemiyorum ve elimden geldiğince gerek hazırlıklarımızla, gerek davranışlarımızla bu duyguyu ona yaşatmak istiyorum.

TÜM MÜSLÜMAN ALEMİNİN RAMAZAN AYI MÜBAREK OLSUN. 

TESETTÜR MAYOLARI/HAŞEMA

Yaza girdik ve okulların kapanmasıyla da tatiller başladı.
Ben de geçen seneden beri yazmak isteyipte sürekli ertelenen yazıyı artık yazıp, sizlerle paylaşmak istedim. :)

Biz tesettürlü hanımlar biraz masraflıyız. İçeri, dışarı kıyafetlerimiz her ortama göre değişmekte. Bu yüzden tesettürlü bayanların hep 2 tane gardropu var derler ya gerçekten öyle.
Sanırım en çok yaz aylarında bu konuda sıkıntı çekiyoruz. Gündelik kıyafetlerimiz bir kenara, tatilde bile o 2 gardropu yanımızda götürüyoruz. :))

Söyle ki; sadece biz bayanlara özel deniz ve havuzlarda istediğimiz gibi mayo tercih ederken, toplu alanlarda tesettür mayoları tercih ediyoruz.

Bana göre ihtiyacın fazla olmasına rağmen biz bayanların zevkine hitap edecek tesettür mayoları üreten birkaç firma var. Onların bile bir çok modeli korkunç görünüyor malesef. 
Halbuki bu kadar talep varken daha özenli çalışmalarla şık tesettür mayoları üretilebilir ve çeşitlendirilebilir. 
Gerçi yeni yeni bronzlaştıran, şişmeyen vs. vs. mayolar üretiyorlar ancak modeller ve detaylar yeterli değil.

Ben ilk kapandığımda Haşema firmasına ait bir tesettür mayosu almıştım.
 Tesadüfen aldığım mayo gerçekten değişik ve hoştu. Havuz suyundan çabuk çabuk yıpranıp veda etmek sorunda kaldım ama gerçekten bir daha ne öyle bir modeli ne de benzerini bulamadım.

Geçen yaz sonu tesadüfen yine Haşema'nın internet sitesinde bir tesettür mayosu görüp, beğenebildim. :)
İnternetten beden  konusunda muallakta kaldığım için mağazada deneyip almak istedim. 


Mayoyu eşim de beğenince aldık. Hatta belli bir miktarı aştığınızda plaj çantası ya da terlik hediye ediyorlardı, şansıma mor kelebekli şefaf plaj terliklerini de kapmış oldum. :)

Onları şuan yazlıkta bıraktığım için gösteremiyorum. Gidince sizler için fotoğraflarım. 
Hepsi birleşince çok cici bir plaj kombini oldu. :)

Fotoğrafı için siteyi ziyaret ettiğimde bu takımın indirimde olduğunu gördüm.
 Ben 180 tl gibi bir fiyattan almıştım. Şuan daha avantajlı. 
Eğer almayı düşünürseniz bedenler tükenmeden acele etmenizi öneririm. 

Haşema Tesettür Mayoları için TIK TIK.
Ecrin Tesettür Mayosu için TIK TIK.

Önümüzdeki günlerde alternatif tatillerden, denediğim otellerden bahsetmek istiyorum. 

Birbirimize yardım etmek ve çeşitlendirmek adına sizlerde önerilerinizi sunup, tatil deneyimlerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz....

6 Ağustos 2011 Cumartesi

MOR KELEBEK UPDATE!


Herkese kocaman bir MERHABA diyerek yazıma başlamak istiyorum. :)

Blogumu, bağımlı Mor Kelebek okuyucularımı :)), takip ettiğim sevgili blogdaşlarımı herşeyi ama herşeyi çok özledim. :)

Yaklaşık 2-3 hafta kadar önce hayatımda herşey nerdeyse 4/4'lük giderken birden allak bullak oldu. Hiç beklemediğim bir anda saçma sapan şeyler yüzünden gerçekten sıkıntılı bir dönemden geçtim. 
Sanıyorum ki bu zorlu bir sınavdı ve ben artık bu sınavı başarıyla geçtim. :)

Allah sevgili kullarını böyle sınarmış ve her şer de bir hayır varmış. 

Gerçekten bunu yaşadım. Sıkıntılı geçen dönemin ardından eskisinden çok daha güzel bir gökkuşağı geldi hayatıma. 
Bu mutluluğu yaşamak için bazen zorluklarla güçlenmek gerekiyormuş. Bunu çok iyi anladım. :)
Ve çok daha güçlenmiş olarak karşınızdayım!

O süreç içerisinde zaten sizin güzel yorumlarınızı cevaplamaya fırsat bulamammışken, yorumların sıklıkla gelmesi, güzel mailleriniz, istek ve düşüncelerinizi değerlendirememek beni çok üzüyordu. 
Bu yüzden blogu kısa süreliğine davetli yaparak bir nevi dondurdum.
Ama bu sefer mailler daha fazla çoğaldı. :) Bir yandan mailler, bir yandan Facebook hesabım ile ulaşmaya çalışanlar, bir yandan da Twitter'daki takipçilerim hepsi merak içinde beni sordular.
İnanın bana attığınız her maili yoğun duygular içerisinde okudum. 
Bilmediğim tanımadığım insanların sabah gözlerini açar açmaz blogumu ziyaret ettiğini, hatta ciddi bir bağımlılık yaptığını, vazgeçemeyeceklerini ve benim geri dönüşüm ile ilgili ısrarları bana söyleyecek hiç birşey bırakmadı.

Meğer benim hobi olarak sadece kendimi iyi hissettiğim bir uğraş değil, yüzlerce insana sorumlu olduğum aynı zamanda onlara da mutluluk gönderdiğim bir yermiş benim blogum.:))
Sizler için ne kadar önemli bir yerdeymişim. Bunun mutluluğunu anlatmam mümkün değil.

İnşallah bundan sonra sık sık paylaşımlarda bulunarak kaldığımız yerden devam edicez. 
Zaten o kadar çok şey birikti ki önce hangisini paylaşsam diye düşünüyorum. :))

Önce yorumlara geri dönüş yapıcam. Maillerimde Junk klasörüne düşen bir sürü mailim var onları cevaplıcam.
Daha sonra yeni yazılara start vericem.

Bu arada hala kimler var burada bilmek istiyorum. 
Sizler de yorumlarınızla ses verin lütfen. :))

CUMAMIZ MÜBAREK TÜM DUALARIMIZ KABUL OLSUN....



* Fotoğraf Stil Direktörü Edi'den alıntıdır. :)

5 Ağustos 2011 Cuma

NE GİYDİM? -2

TATİL YERLERİ, OTELLER, DENEYİMLER VE YORUMLAR (4)

Tatil yazılarıma kaldığım yerden devam ediyorum. :)
2010 yılının yaz tatili de diğerlerinden farklı olmadı aslında. :) Yine eşim bütün yaz harıl harıl çalıştı, sonrasında Ramazan ayı ve Bayram geldi.
Biz Bayram ertesi hatta seçimin olduğu gün oylarımızı kullanıp tatil yapmak üzere yola çıktık.
Bu sefer pek bir yer aramadık otel olarak. Gideceğimiz güzergahlara kendimiz karar verip, istediğimiz otelde kalalım diye düşündük.
Öğlende yola çıktığımız için öncelikle yazlığa uğradık, 1 gün orda kalıp yola devam etmeyi düşünüyorduk.
O gün hava serin ve bulutluydu.
Biz de günümüzü değerlendirmek için o geceyi yazlıkta geçirmek yerine yola koyulup ilk istikamet olarak Ayvalık'a gittik.

O gece Ayvalık'a varana kadar şiddetli yağmurla devam ettik.
Gece saat 11 gibi vardığımızda Ayvalık; sıcak, sakin ve sessizdi.
Tabi sezon artık yavaş yavaş kapandığı için yaz ortasında olan yoğun kalabalık hiç bir yerde yoktu.
Ayvalık'ta otellerin çoğu butik otel, hatta eski tarz pansiyon tipi yerlerde oldukça fazla. Yorgun olduğumuz için merkezde turlayıp dış görünüşünü ve lobisini beğendiğimiz, iyi olduğunu düşündüğümüz butik otele girdik. Maksat zaten geceyi geçirmekti.
Otelin dış görünüşü ve girişi ne kadar hoş olsa da içi bir o kadar berbattı.
Temiz olmasına temiz gibi bir hali vardı ama kesinlikle içimize sinecek kadar değildi ve huylandığımdan gece boyu kaşınmıştım. Merkezi bir otel bunu da yaparsa diye düşündüren otelden sabah erkenden ayrıldık. İnanın adını bile hatırlamıyorum.

Kahvaltı sonrası Ayvalık'ı turlayıp, Çeşme'ye doğru yol aldık.Öğlen saatlerinde Çeşme'ye varıp müthiş manzarası ve miss iyot kokusu eşliğinde balığımızı yedik.



Hizmet, kalite, temizlik, manzara herşey, herşey çok güzeldi. 1+1 daireye yerleştiğimiz için hem bizim için ideal hem de oğlum için evindeki kadar rahat ve geniş ortamı oldu.
Tüm bunları erken hallettiğimiz için güneşin en güzel zamanlarını da denizde yüzerek geçirebildik.
Beach Clup bizim denize girdiğimiz saatte boştu, tabii sahilde öyle ama yine club'ın garsonları olduğu için ben kapalı mayo ile denize girdim.
Oğlum ise tadını güzelce çıkardı.
Çeşme o gün çok rüzgarlıydı. Ali Mert'in denizden çıkınca rüzgara mağruz kalmasından dolayı hasta olabileceğini düşünerek Çeşme'deki tatilimizi 2 gün kadar değerlendirdik.

Çeşme'den sonra istikamet Bodrum oldu.

Bodrum halen yaz ortası gibi aktif ve kalabalıktı.
İlk girişte bize uygun rahat edebilceğimiz bir otel bulmada problem yaşayabileceğimizi düşündük ama yine orda da otele yerleşmemiz pek uzun sürmedi. :)
Girişten itibaren düşündüğümüz otelleri bir bir ziyaret ettik.

Kervansaray, Grand Yazıcı, The Marmara gibi birçok otele baktık.
 Düşündüğümüzün aksine turist sayısı fazla ve kalabalıktı.
Türkbükü'nde de birkaç otele baktıktan sonra Divan Otel'eyerleşmeye karar verdik.

Botanik bir ormanın içindeymiş gibi yeşilliklerle iç içe olan Divan'ı beğenince tatilimizin geri kalan günlerini burada kalmak üzere girşimizi yaptırdık.
Temizlik ve hizmet gibi hususlardan bahsetmeme gerek yok bile. Çünkü her konuda özen gösteren bir misyoları var.
Otelde birkaç turistin dışında çoğunluğu aile olmak üzere güzel bir ortamı vardı. Sezonu bitiren ünlüler sayesinde otel bize kalmış gibiydi.
SPA merkezi olması yine benim tercihlerim arasında ön plandaydı.
Her konuda rahatlıkla yararlanabildik otelden.



Otel; oda + kahvaltı şeklinde olduğundan akşamları ya Divan'ın kendi restorantında ya da Bodrum merkeze gidip istediğimiz yerde yemek yiyebiliyorduk.

Oteldeki aktivitelerimize zaman ayırmakla geri kalmayıp hergün Bodrum'un tenha sahillerini kıyı köşe gezip kimsenin olmadığı gözden uzak yerlerde de rahatça güneşlenip, denize girebiliyorduk.
Bu konuda hiç ummadığımız kadar rahat ettik.

Kendi arabamızla geldiğimiz için istediğimiz yerde durabilmemiz büyük bir avantaj oldu. Ayriyetten de çok keyifliydi. Çünkü oğlum maşallah bu tür şeylerde çok uyumlu yoldayken varlığını bile hissetmedik, o da bir o kadar keyifliydi. :)

Gezilerimiz esnasında Türkbükü'nde Kuum Otel'e rastladık ve tasarımı ile ilgimizi çeken oteli gezdik.
Anlatılmaz yaşanır bir havası vardı otelin. Çok sevdik hatta bayıldık ama eşim Divan'daki rezervasyonumuzu tatilimizin sonuna kadar yaptığı için malesef geçiş yapamadık. 
Daha doğrusu eşim Divan'ı çok sevdiğinden ihanet etmek istemedi :P

Ama önümüzdeki tatillerimizde eğer Bodrum istikametimiz olursa tatilimizde tercih edeceğimiz otel kesinlikle Kuum...

Ramazan'a girmeden geçen senenin tatil yazısını daha paylaşmış oldum böylece. 
Umarım okurken keyif almışsınızdır. 

Bu seneki tatilimizi yine bayram ertesi diye planlıyoruz. Tabi eşimin işlerine bağlı her zamanki gibi. :)
Yine tatil yeri ve mekanı belli değil. :)

Belki bu sefer Kıbrıs veya tekrar Bodrum olur ya da hiç planlamadığımız başka bir yer...

Her ne kadar plansız riskli bir tatil hayatımız olsa da biz bu riskleri alarak güzel bir tatil geçirebildiğimiz için mutluyuz. :)

Bu arada Kuum Otel'e giden arkadaşlar varsa yorumlarını beklerim. 
Çünkü benim aklımdan o günden beri hiç çıkmıyor. :)

ÇAMAŞIR ODASI, DETERJAN KUTULARINI YENİLEME (DIY PROJE)


Sıra deterjan kutularına geldi. :)

Söz konusu deterjan bile olsa öyle yamuk yumuk paketlerde ortada görünen deterjan ambalajlarını sevmiyorum.
O yüzden önceki evimde de banyo dolaplarımın kapaklı olmasına rağmen bu tarz kutular kullanıyordum.

Oranın banyosu pembe oldu için banyo dolabımın içinde kalacak bile olsa uyumlu olsun diye deterjan kutusu olarak aşağıdaki kutuları zütcaciye tarzı bir dükkandan satın almıştım.

Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen eskimeyen deterjan kutularımı değerlendirip, değiştirmek istedim.


Ve çok basit olarak fırfırlı kurdela ile silikon tabancası yardımıyla yeniledim. :)
Hatta hızımı alamayıp kalan kurdela ile mandal sepetini bile süsledim. :))

Bu şekilde ütü kutuma da odaya da uyumlu hale gelmiş oldu.


Bu da rafların son hali. :)


 Fotoğraflamamışım ama makinelerin önünde yine yıllar önce kendi ördüğüm bir paspas var. :)
Daha sonra onu da paylaşırım. 

Belki çamaşır odası için bu süsleri abartmış olduğumu düşünebilirsiniz ki bence de öyle görünüyor. :))

Ama şöyle ki; ıvır zıvırları doldurmam gereken odaya, dolapların bu şekilde dizayn edilmiş olması nedeniyle ne konulsa rahatlıkla görüneceğinden gözüme batacak ve dağınık görünecekti.

Ben sadece düzenli bir görünüm sağlamak için elimde olanları değerlendirdim. :)

Aslında her ne kadar özenle ve özellikle dekore edilmiş gibi görünse de orda bulunan birçok şey işe yaramayan belki de kullamayacağım şeylerdi.

Mesela üst raflarda bulunan mumluklar; yeni evde hiç bir yere koymayı düşünmüyordum.
 Orda değerlendirdim.
Çiçekler yine aynı şekilde balkonda yerde duracağına rafta şık bir görüntü oluşturdular.
Onların da saksılarını ben boyadım. :)

Böylece oda çamaşırhane gibi dağınık bir görüntü yerine derli toplu bir hal aldı. :) 

TUVALET EĞİTİMİ


Artık biz bezimizden kurtulduk ve çok rahatladık. :) 
Peki ya siz?

Anlatacaklarım size çok uzun bir süreçmiş gibi gelse de aslında hiçte öyle olmadığını söylemek isterim. 

Bizim tuvalet eğitimi adına attığımız ilk adım aslında geçen seneydi. (20 aylık) 

Ali Mert'i öncelikle şirin bir lazımlık alarak, tanıştırdık. O, korktu ve asla oturmadı. 
Lazımlık işinden vazgeçip klozet ile tanıştırmaya çalıştım, yine oturmak istemedi, düşeceğinden korktu, bir sürü ıvır zıvır bahaneyle geçiştirdi. :)
Kısa süre sonra ara ara teşvikimiz ile klozete otumayı sevdi ve korkmamaya başladı. 
(klozet üzerine konulan küçük ve yumuşak klozetlere kadar denedik fakat hiç birini sevmedi.)
Birkaç gün her ne kadar bezine yapmış olsa da bir miktar olsun tuvalete yapabilsin diye bezini çıkarıp, klozete oturttum, o da alışıp yapmaya başlamıştı. 
Ancak o dönemde üst köpek dişlerinin çıkması nedeniyle hastalanması ve huyunun değişip birden bire zayıflaması üzerine ben üstüne gitmeyerek, tuvalet eğitiminden vazgeçip, dişleri nedeniyle bozulan tüm düzeninin yerine oturması ve keyiflenmesi için uğraştım.
Geçen yaz böylelikle bizim için tuvalet eğitimi rafa kalkmış oldu.

Doktorlar çoğunlukla 2 yaş öncesi eğitim için çocukları zorlamamak gerektiğinden bahsediyor.
Ama ben ara ara unutmaması için tuvalete oturtup en azından büyük tuvaletini yapmasını sağlıyordum.

Tam kış gelmeden kurtuluruz yavaş yavaş diye düşünürken bağırsak problemi yaşamaya başladı ve hala da tahminimce fazla süt içmesinden kaynaklı kabız sorunu yaşıyor.
O sıralar artık büyük tuvaletini fitil yardımı ile acı çekerek yapıyordu yawrum bu yüzden bezi kullanmaya devam ettik. 

Kış sonrası taşınma sürecim, yeni eve yerleşme falan derken ertelemek zorunda kaldım. 
Çünkü çocuklara birşey öğretirken önce anne hazır olmalı ki bunu ona iyi anlatabilsin. 
Zaten bu da zaman ve sabır isteyen bir dönem olduğu için benim rahatlamamı bekledik. :)
Yani başından beri anlattıklarım hep bir bahaneyle ertelendi,ertelendi,ertelendi.

-------------------------------------

Benim artık ''tamamdır'' dediğim günden itibaren birkaç gün içinde ''Bez Bağlama'' olayını tamamen bıraktık. :)
Öncelik konuşarak ve bezi çıkararak başladık.

Bez yerine alıştırma kilodu giydirdim. 

Ali Mert'i karşıma alıp; bezden kurtulunca artık cildinin hava alacağını ve kaşınmayacağını, büyüyen herkesin tuvaleti kullandıklarını sadece hiç birşeyi bilmeyen, konuşamayan bebeklerin bez bağladığını, ayrıca (sitedeki arkadaşlarını örnek vererek) eğer arkadaşların bez kullandığını duyarlarsa ayıplayacaklarını ve ağabey olamayacağını anlattım. :)) (acımasız gerçekler :P)

Zaten sürekli araba, scooter, bisiklet, akülü araba gibi istekleri olduğundan bir çoğuna sahip olmuş olsa da gelecekteki istekleri için; artık paramızın fazla kalmadığını eğer birşey almak istiyorsa bezi bıraktığında ona alacağımız ıslak mendil veya prima yerine o parayı kumbarada biriktirp istediklerini alabileceğimizi söyledim. :)

Tabi ki her tuvaleti kullandığında ödüllendireceğimi belirterekte onu destekledim. :)

Ali Mert kilotlara ''nonuş'' der. :) Babaannesinden bu şekilde öğrenmişti küçükken. Ben de bez kullanmayı bıraktığında ona yeni Spiderman'li, Ben10'li nonuş alacağıma dair söz verdim. :)

Gün içinde bıkmadan, yorulmadan ''çişin var mı?'',''tuvalete gidelim mi?'' gibi sorular sordum, belki 5234563 kere. :))) Çünkü rahat oldukları için oyuna dalip, unutuyorlar ve kaçırabiliyorlar. :)
Ali Mert 2 kere azıcık kaçırdı. 
Biri çizgi filme dalıp, benim sormadığım zamanda diğeri ise parkta oynarken eve geri gelmemek için uğraştığı anda oldu.

 Ödül olduğu kadar cezalar da vardı. :)

Ve ben parkta oynarken ona tembih edip bana söylemesini istediğim halde onun altına kaçırması yüzünden söyleyene kadar parka inemeyeceğini söyledim hatta o gün indirmedim. :)

Zaten tekrarı olmadı ve söylemeye başladı. :)

Gün içinde nonuşla gezerken ilk gece tedbir amacıyla bezini beğladım. 
Gece kaldırmayı planladım, ancak ilk günden uykusunu bölüp, eziyetmiş gibi düşünmesini istemedim. 
Benim onu esnek bıraktığım dönemde çünkü söylemeye başlamıştı.
Ertesi günü öğlen uykusuna kendi kendine uyuyakaldı. Bilerek bez bağlamadım zaten artık kendi de istemiyordu. 3 saatlik uykusundan kupkuru uyandı ve tuvalete koştu. :) 

Tedbirimi alarak 2. geceden itibaren bez bağlamadan uyumasına izin verdim. Gece yine eğer kaçırırsa kendini kötü hissetmesin diye kucaklayıp, tuvalete götürdüm. Sabahta kendi uyanıp, tuvaletini yaptı. :)
Aldığım tedbir ise çarşafının altına büyük hasta pedlerinden koymak oldu.

Söylemeye başlayalı 3. günde artık kendi gidip, tuvaletini yapıp, temizleyip ellerini de yıkayıp işini bitirebilir hale geldi. :)

Bu kadar uzun anlatmış olmama rağmen Ali Mert'in alışma süreci aslında 2-3 gün kadarki zaman içerisinde oldu. 
Ben sadece ayrıntılara değinip, sizlere fikir vermek ve o zamanki durumları anlatmak istedim. 

Çünkü söz konusu olan 2-3 yaşlarındaki çocuklarımız.

Bu dönemde dikkat edilecek önemli noktalar;
Önce annenin hazır olması ve sabırla bu eğitim için yeterli zaman ayırması.
Çocukların üstüne gitmeden, olayı izah edip örneklendirerek ve en ufak bir girişiminde küçük ödüller ile onu motive ederek destek olunması.

Size tavsiyem; çocuğunuz gündüz tuvalete yapma alışkanlığı kazandığında sadece 1-2 gece önlem amacıyla bez kullanıp daha sonra bunu uzatmadan tamamen bez kullanma olayını bitiriniz. 
Yoksa geceleri bez kullanma alışkanlık yapıp belli bir süre de onu bırakmak için uğraşabilirsiniz. Ben yeğenimden biliyorum anaokuluna başlayana kadar geceleri bez kullandı.

Ödüllerim ise; alkışladım :) Kucağımda zıplattım, gıdıkladım. :) Ağabey oldun diyerek bazı sorumluluklar verdim, hoşuna gitti. :) 
Yeni komşularım bu konudaki çalışmalarımızı biliyordu onlarda Ali Mert'i tebrik edip alkışladılar, Ali Mert bu duruma mest oldu. :) Çünkü arkadaşlarının yanındaydı. :)

En son Spiderman'li boxerlar aldık. :) Hatta giyer giymez babaannesine, dedesine gösterdi. :) 

Bana göre bu olaydan sonra kendini daha büyümüş hissetti ve özgüveni arttı. 

Biz ona; SEN BAŞARDIN diyoruz. :)
Ali Mert şimdi kendince bir kahraman. :))


4 Ağustos 2011 Perşembe

YATAK ODASI DEKORASYONU VE FİKİRLERİ

11İstekler üzere evimden fotoğraflar paylaşmaya devam ediyorum.

Aslında eklemeyi düşündüğümüz parçalar henüz tamamlanmadı ama benden fotoğraf bekleyen okuyucularımı daha fazla bekletmek istemedim.:)

Taşınırken de mobilyalarımı değiştirmeyi düşünüyordum bu yüzden en başında bu oda için dekorasyon adına pek bir plan yapmamıştım. Ama sonrasında mobilyalarımı daha ilerki bir tarihte değiştirme kararı aldım.
Bu arada aklımda beyaz mobilyalardan oluşan yine beyaz-mor tonları kullanılmış bir yatak odası fikri var. :)
-Mor- aksi düşünülemez zaten. :))

Şimdi fotoğraflara buyrun; :)


Yatak başına fon olarak duvar kağıdı düşünüyordum ancak mobilyalarla birlikte istediğim gibi kağıt bulamadığım için erteledim. 
Sonra o duvarı taşlı dekoratif kelebek aynalarımla hareketlendirdim. :)


Önceki evime ait 2 perdem de bu odama uyuyordu, değişiklik olsun diye ben oturma odamdaki mekanizmalı perdelerimi kullandım. Diğeri de gümüş detaylı ve mordu. :)
Aslında fotoğrafta belli olmuyor ama bu perdelerimi de çok seviyorum, ayrıntıları çok güzel.


Fotoğrafta gördüğünüz gibi karşıdaki kapı giyinme odasına ait ordan da ebeveyn banyosuna geçiliyor.

Kapının arkasında duran nişan çiçeğimdi. Yine lila ve mor. :))
Hemen yanda çirkin bir televizyon kablosu görünüyor ancak oraya Jozefin koltuğu almayı düşünüyoruz.
Eklemek istediğimiz bir de dekoratif bir boy aynası var.


Abajurlarım varaklıydı ben biraz daha belirginleştirdim. 
Taşları ve görmüş olduğunuz boncukları da ben ekledim. :) 

Taşındığımdan beri bende güzel bir hatırası olan el boyaması örtülerimi kullanıyorum. 
İlerki günlerde onlar da taşlı örtülerle değişecek. 


Aynanın önünde gümüş takı ve toka kutularım duruyordu ama en son yaptığım alışverişimde bayılarak aldığım mumlukları koymaya başladım. Onlar da zaman içinde değişebilir. :)


Ve yılların eskitemeyeceği aşkımız, resmimiz. :))


İşte böyle...

Gördüğünüz gibi eksiklerimiz, değişikliklerimiz var. 

İnşallah merak eden arkadaşlar keyifle okumuştur.

Önerilerinizi ve yorumlarınızı merakla bekliyorum. :)

3 Ağustos 2011 Çarşamba

★★★ 2011 YILININ İLK YAZISI ★★★

Öyle sevinç ve umut dolu ki içim bu enerjimi tüketmeden sizlerle paylaşmak istedim. :)

Herkes yeni yıla eminim ki benim gibi yeni umutlarla yeni kararlarla girmiştir.

Ben biraz hayatımdan biraz da blog ile ilgili düşüncelerimden bahsetmek istiyorum.

2010 yılında süpriz bir şekilde yeni bir eve taşınma yolunda adımlarımızı atmıştık.
Ev teslimatının 2011 Ocak ayı itibari ile olacağından blogta pek bahsetmedim. 

Artık 2011 yılına girdiğimize göre bundan sonra sizlere yeni evimden, dekorasyondan ve bunlara benzer konulardan sık sık bahsedeceğim.

Yani blogta ''dekorasyon'' , '' evi organize etme'', ''toparlanma, taşınma''  vb. telaşlarımdan söz edeceğim. 

Umuyorum ki; şuan yazmayı planladığım bu yazılar benim gibi taşınacaklara, yeni ev kuracaklara ya da evinde ufakta olsa değişiklik yapacaklara az da olsa fikir verecektir.
Hatta ben kendimi dekorasyon konusunda çok eksik görüyorum,zaman zaman sizlerden de fikir ve öneri yardımları alacağım.

Farkındayım, ''Tesettür'' başlığımdan çok uzak kaldım bu ara. Gerek Formspring'te gerek maillerde yazı yazmam için istekler oldukça birikti. Maillerinizi saklıyorum, yazamamı istediğiniz konuları unutmadım elbette.
Bence bu 2011' de talep ettiğiniz gibi sık sık tesettür ile ilgili yazılarımda olacak. 
Hiçbirinizi kırmak, isteklerinizi geri çevirmek istemiyorum ve bu nedenle benim de ilgi duyduğum, hayatımda var olan konuların hepsine yetişmeye ve sizlere de yetiştirmeye çalışacağım. :)

Had safhada kozmetik çılgınlığıma belki biraz ara veririm. :P 
''Buna gerçekten ben de inanmak istiyorum. :)))''
En azından bu sene alışverişlerim daha seçici olacak. :)

Listemdeki istekleri; koyduğum kararları yerine getirdikçe kendime ödül olarak almayı düşünüyorum. :)

Sonra; birkaç gündür başladığım diyete devam edip istedğim kg'ye kavuşmak benim için en güzel başarı olacak. Çok kolay kg alan ve zor verebilen bir yapım var. Hormonlarım aşırı derecede dengesiz.
Çikolata, kızartma gibi kötü alışkanlıklarımı en önemlisi gece atıştırmalarımı bir kenara bırakmak, sağlıklı, dengeli beslenmek ve bunu en çokta eşime aşılamak istiyorum. :)

Oğlum gün geçtikçe büyüyor. :) Her gün yeni birşeyler keşfedip, öğrenmeye devam ediyoruz. 
O adım adım büyürken annesi olarak gereken her türlü eğitimi, desteği vermek için kendimi geliştiriyorum. 
Çocuklar büyüyünce dertlerde büyüyor malesef. :) Önüme gelen her konuda daha bilinçli bir anne olmak için araştırmalarıma, gözlemlemelerime devam edeceğim.

Ailemle olan ilişkilerimde her zaman gereken düzeni oluşturduğuma inanıyorum ki pek kimse bu konudan yakınmıyor. Kocaman, geniş olarak varsaydığım ailemde hemen hemen herkesin gönlünü yapmaya çalışıyorum. Umarım 2011 yılında da aynı düzen hatta daha fazla özenle devam eder. Çünkü bunu yapmak bu yıl benim için daha zor olacağa benziyor. :)

En dertli olan arkadaşlarım sanırım o kadar çok parçaya bölünüyorum ki sanal ortam da olmasa epey onları ihmal ettiğimi düşünecekler. :)
Bu yıl inşallah onlara daha çok vakit ayıracağım. :)
Hatta ben bir yandan evi toparlarken bir yandan taşınmadan Ocak ayı planları yapıldı bile. :)

Uzun bir yazı oldu farkındayım. Şuan aklıma ilk gelen kararlar,düşüceler bunlardı. 
Elbetteki kafam bir ton ayrıntılarla dolu. Ama kaba taslakta olsa sizlere bahsettim işte. :)

Önümüzdekileri Allah ömür verirse gelecek gösterecek...

İnşallah sizlerde bu yıl aldığınız kararları sonuna kadar yerine getirebilirsiniz. :)

♥ HERKESE KOCAMAN SEVGİLER 

YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN...

Bu yıl sizlerle birlikte gireceğim 2. yeni yıl...

Geçen yılda olduğu gibi yine tükettiğimiz koca bir yıldan kısaca bahsedeceğim...

2010'a girmeden önce herkes gibi bende iyi dileklerimle girmiştim.

Her zaman güzel düşünceler güzel şeyleri getirir buna da çok inanırım.

Ve 2010 yılının nasıl geçtiğini anlamadan 2011 yılına giriyoruz.

Evet; tüm yıl boyunca çok güzel şeyler yaşadım. Blog dahil hayatımdaki her güzel şeyden zevk alarak yaşadım.

Olağan ufak tefek şeyleri dert etmeyecek kadar güzel geçti.

1 yaş daha büyüdük, daha da olgunlaştık, daha mantıklı düşünüp, davrandık.

Güzel başlangıçlar ile yola çıktık...

Ama malesef her zaman herşey mükemmel olmuyor hayatta. 

Ve bende 2010 yılına veda edeceğimiz son 1 ayı derinden üzülerek geçirdim.

Belki çok fazla duygusal davrandım ama farklı hiç birşey gelmedi elimden. 

Konu annem ve babam ile ilgili olduğu için, hissetiğim duygunun tarifi imkansız, anlatılamaz. 

Şimdi herşeyi zamana bıraktım.

Daha yeni yeni üzüntülerimi bir kenara atıp, toparlanmaya çalışıyorum.

Şimdi 2011 yılına daha güçlü dileklerle, yeni umutlarla girmek istiyorum.

Allah'tan 2011 yılında sağlık, huzur ve mutluluk diliyorum.

Ailemle, sevdiklerimle kötülüklerden uzak hayatımda iyiliklerin var olduğu bir yıl diliyorum.

Kısmetse yeni evimizde, canım oğlum ve eşim ile mutluluğumuza mutluluk katacak bir yıl olsun istiyorum.

Tabi ki blogumu da unutmuyorum. :) 2011'de de çok güzel paylaşımlarla daha da büyüyerek devam ediceğiz yolumuza.

Her birimizin dileklerinin tek tek yerine gelmesi dileğiyle.

YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN...

2 Ağustos 2011 Salı

TATİL YERLERİ, OTELLER, DENEYİMLER VE YORUMLAR (3)

2008 yılında 10 gün kadar yazlıkta tatil yapabildim. 
Doğumuma az zaman kala zaten problemli geçen hamilelik ve son aylarda tehlikeli dönemde varsayıldığım için farklı bir tatil maceram olmadı.
Zaten 15 Ağustos'ta da oğlum süpriz ve erken bir şekilde dünyaya geldi. :)

2009 yılında ise; yine diğer tatillerimizde olduğu gibi son anda karar verip tatile çıktık. 

Bu sefer oğlumuz da bizimle olacağı için hem aile ortamı olan, hem aşırı kalabalık olmayan, temiz ve aynı zamanda bebeğimiz için uygun ortam ve ihtiyaçlarımızı karşılayacak bir yer bulmamız gerekiyordu.

Yine tercih edip öncelik verdiğimiz tüm oteller uzun bir süre doluydu.
İnternetten bilmediğim, duymadığım ''alternatif otel'' diye adlandırılan bir çok otel buldum, ancak ya otelin tipinden ya da müşterilerinin yorumlarından dolayı istemedik.

Bu arada internet araştırmalarımda en çok dikkat ettiğim şey müşteri yorumlarıydı. 
Gerçekten çok faydalı oldu.

En son Selçuk/Kuşadası'nda Burç Club'a uzun bir karasızlıktan sonra gitmeye karar verdik.
Aslında oğlumla tatil için pek tedirgin değildim, kışın da yine tatillerimizi ihmal etmeyip 4 aylıkken Abant tatili bile yapmıştık. :) 
Artık kontrol bendeydi, oğlum 10 aylık olmuş, huyunu suyunu öğrenmiş olduğumdan çokta endişelenmedim.

(Kışın yaptığımız tatil yazılarımı sonbahar aylarında yazmayı planlıyorum. Gelecek yazılarım da ''bebekle tatil'' konusuna da değinmeyi düşünüyorum.)

Otele karar verdiğimizde rezervasyon yaptırmadan önce otel hakkında ve ihtiyaçlarımız için birkaç soru sorup neyle karşılaşacağımı bilerek gittim. 

Bu sorulardan birkaçı;

* Otel havaalanına ne kadar uzaklıkta?
* Havaalanından Otelinize ulaşım hizmetleriniz var mı?
*Oteliniz hastahaneye ne ne kadar uzaklıkta?
* Otel de doktorunuz var mı?
vs.vs.vs. gibi bir çok soruyu rahatlıkla sordum ve telefonun ucundaki yetkili hiç tereddüt edip, kısa kesmeden bana her sorumu ayrıntılı birşekilde anlattı.

Haziran 2009; Selçuk/Kuşadası Burç Club;

Bu otele gidişimle ilk defa butik bir oteli ziyaret etmiş oldum. 
Zaten en baştaki tereddütümüz ''butik otel'' olmasıydı. 
Ama hizmetleri konusunda asla bir şikayetimiz olmadı.

Sabah uçağı ile İzmir'e oğlumla keyifli bir şekilde iniş yaptık.

Otelin belli saatlerde ücretsiz müşteri servisi vardı. Biz o saatlerin dışında havaalanına varacağımız için ve eşyalarımız da fazla olduğundan otelin özel aracının bizi karşılamasını istemiştik. (belli bir ücret karşılığında)
Havaalanından çıktığımızdan 5 dk. sonra aracımız bizi karşıladı ve otele ulaştırdı.

Otel odamız bahçe ve deniz manzaralı ama biraz küçük bir odaydı.
 Küçük derken kocaman çift kişik bir yatak ve bunun dışında çocuğumuz var diye ayrı tek kişilik bir yatak daha eklemişlerdi. Bu yüzden küçük gibi gelmişti. :)

Ali Mert yürüme çabalarında olduğu için uyurken bile zapdetmek pek mümkün olmuyordu.
Biz bunu dile getirmeden bizi odaya yerleştiren görevli beşik hizmetlerinin de olduğu bilgisini verdi,
biz de tereddütte olunca kısa süre içerisinde sinekliği bile olan bir beşik kuruldu odamıza. :)
Çarşafların hepsi tertemiz ve bembeyazdı.
Temizlik konusunda şikayetimiz olmadı. Hergün düzenli olarak oda temizleniyor ve çarşaflar değiştiriliyordu.


Deniz otelin tam önünde değil. 
Kumsala ulaşmak için otelin uzun bahçesinden çıkıp birkaç dakika yürümek gerekiyor. 
Sahil hep tenhaydı. Biz de oğlumuzu alıp sahile indiğimizden günün belli saatleri denizde olabiliyorduk.
Örneğin; sabah saat 11, akşam üstü saat 16:30'da gibi. 
Denizden o tatilde biz biraz feragat edip, sadece oğlumuz için vakit geçiriyorduk. Güneşlenmesi, ayaklarını kuma basması, deniz suyuyla oynaması önemli olduğundan hep onunla ilgilendik. :)


İlk defa o yaz alternatif tatil hizmetlerinden olan kadın-erkek ayrı havuzları işimize yaramış oldu.
Ali Mert'in uyanık olduğu saatlerde eşim havuza giderken, uyuduğu saatler de ben havuza gidiyordum.
Tek tek gidebiliyorduk çünkü yavrumuzu hırpalamadan, düzenini bozmadan dinlenmesini sağlayıp havuzların aktiviteleri ile keyifli vakit geçirebiliyorduk.
Uyandığında da hep beraber otelin kocaman ve yemyeşil bahçesinde geziyorduk ya da süslü lobisinde oturuyorduk.


Her iki havuzlarda da eğlenceli aktiviteler vardı. Hele bayanlar bölümü tam bir eğlence klübü gibiydi. :) 
En çekingen insanı bile aktif edip, çok güzel bir eğlence olanağı sunan ayriyetten tüm yemek öğünlerinde ve gece anfi tiyatroda hizmetine devam eden bir animasyon grubu vardı.
Sanırım o sene ilk çalışmaya başlayan bir gruptu. Bizi çok eğlendirdi. :)

Yemekler sabah, öğle, akşam olarak açık büfeydi. Çok çeşit yoktu (bunu israfı önlemek amacıyla diye belirttiler) ama çorba,ana yemek,z.yağlılar,meyve ve tatlılar mutlaka vardı.
Çok lezzetli diyemem ama zaten yemek seçen bir insan olarak aç kalmadım. :)
Bunların dışında tüm havuzlarda sınırsız içecek, patates kızartması, hamburger, köfte, kuru pasta servis ediliyordu.
Yemek yönünden herkes memnundu yani. :)

Butik otel olduğu için aşırı kalabalık değildi. Herkes aile ve bizim gibi çocukluydu. Hiç karmaşa yaşamadık.

Otelde SPA hizmeti mevcuttu. Benim her tatillerimde mutlaka ön planda tuttuğum ve çok hoşlandığım SPA merkezini sık sık kullandım.

Düşünüyorum başka size anlatmam gereken önemli bir nokta var mı diye ama yok sanırım. :)

Memnun kaldığımız bir tatil oldu bizim için. Yavrumuz da çok mutlu mesut olarak geri döndük. :)

Gelecek tatil yazısı ; 2010 Ayvalık, Çeşme, Bodrum turu. :)

1 Ağustos 2011 Pazartesi

HAFTA SONU PİKNİK KOMBİNİ / NE GİYDİM? -7

MOR KELEBEK OKUYUCULARINA MÜJDE ;)

Blogspotların kapanması ile benim de zaten bir süredir aklımda olan wp'ye geçmem ile okuyucularımın bir çoğundan kopmuştuk. 

Geçen süre içinde sizden gelen tüm istek ve öneriler de benim blogspota, eski temam ile geri dönüşüm olması yönündeydi. 

Bir süre wp'yi deneyip alışamamak bir kenara sizlerin düşünceleri, memnuniyetsizlikleri ve wp'den de yaşadığım teknik sorunlar nedeniyle blogspota geri dönmeye karar verdim.

2009 yılından itibaren paylaşılan eski yazılar, yeni düzenlemeler, yeni kararlar ve bol bol etkinlik ile sizlerle tekrar blogspotta olucam.

Sizlerin görüş ve önerileriniz tabiki çok önemli.
Düzenimiz tekrar sağlanana kadar sizden bol bol destek, bol bol yorum ve önerileri bekliyorum. :)

Haydi bakalım şimdi bu geri dönüşe sevinenlerin yorumlarını görelim. :)

BAKALIM KİMLER VARMIŞ BURALARDA? ;)

31 Temmuz 2011 Pazar

SALON DEKORASYONU VE FİKİRLERİ (SALONUM)

Sizlerden gelen soru ve ısrarlar üzere evimden daha doğrusu ilk olarak salonumdan birkaç fotoğraf paylaşıyorum.
En azında hazır evlilik sezonu açılmışken yeni ev kuracaklar, ev değiştirenler ya da evlerinde değişiklik yapmak isteyenler için fikir olabilir diye düşündüm.
Salonum tamamen klasik. Kahve ve altın sarısı tonlarından dekore edildi.
Mobilyalarımızı evlenirken almıştık o yüzden taşınırken sadece birkaç ayrıntıyı değiştirdik.
Söyle ki;
Normalde konsolun kendi mobilyası ile takım bir aynası vardı ama onun yerine taşlı, altın varaklı aynayı aldık.
Evlenirken tüm perdelerim fonlu ve mekanizmalı olan modellerdendi ama malesef ölçüleri salona uymadı ve biz de yeniledik.
Eski evime ait mekanizmalı perdenin 2 parçasını mutfağımda kullandım. İlerleyen günlerde sizlerde göreceksiniz.
Ölçüler farklı, alan büyük olunca tabi tüm evin storları da yenilendi.
Diğer bir ayrıntı ise; eski evimde tüm tavanlar spot ve led ışıklandırmadan oluşuyordu. Bu evde avizeli ışıklandırma sistemine geçince tüm odalara avize almak zorunda kaldık. :)



Konsolun önünde duran sultan takımlarım yine yeni evlendiğimizde almıştık ama renklerinde kararma olunca yerine gönderip yenilettim. Gelen takım normalden daha sarı geldi :) herhalde kararırsa , renk fazla kızıllaşmasın diye bu kadar açık sarı yapmışlar.
Ama zamanla rengi koyulaşır diye düşünüyorum.
Masamın üzerinde aslında nişan çiçeğim vardı ama aynayı kapatmasın diye kaldırdım. Şimdilik böyle bir vazo duruyor. İçindeki çiçekler hiç hoşuma gitmiyor. Ya tamamen kaldırcam ya da çiçekleri değiştiricem.



Eski evimde gümüşlüğümü salonda kullanamamıştım o yüzden şuan salon takımı içinde kullanabilmek hoşuma gidiyor. :)



Perdelerin ortasında aksesuar kullanmak çok moda.
Ben odanın dekorasyona uygun olarak Osmanlı Tuğra'sını seçtim. Perdecilerde bir çok farklı model mevcut.



Avizelerden hiç anlamam aslında. İlk defa evimize avize aldık, tecrübesizdik yani. :)
Avizenin rengi, kristallerinni şekli dışında kenarlarında da taş olması çok hoşuma gitti.
Görüldüğü üzere biz huysuz bir çift olarak mat mum ışığı ampüllerinden aradığımızdan henüz ampül takmadık. :D



Gümüşlüğümün içindeki kahve takımımı da sizlerle paylaşmak istedim.  :)
Kahve takımı annemin çeyizinden. :)
Sadece 1 kez o da beni istemeye geldiklerinde kullandı, sonra bana verdi, daha doğrusu ben ondan aldım. :)
Zamanında dedeciğim Almanya'dan getirmiş. Tam bir Vintage.



Annem; her ne kadar ''ben kullanamadım, bari sen kullan'' dediyse de ben de kıyamadım ve gümüşlüğümde baş köşeye yerleştirdim.
Kim bilir belki ilerde benim de bir kızım olursa, onun kahveleri de belki bu fincanlardan içilir. :) Anneanneden toruna ;)



Bu arada boncuklu salon takımlarım yeni evlendiğim dönemde Bursa'dan alındı.
Çok seviy0rum onları da o zaman en kibar model oydu ve çok iyi çıktı ne bir boncuk döküldü  ne de kırıldı.
İşte böyle... :)
Gördüğünüz gibi salonumu klasik olarak kullanmaktan hoşlanıyorum.
Belki ilerde birkaç obje de değişiklik olabilir ama son hali şuan böyle.
Eğer sormak istediğiniz, merak ettiğiniz birşey olursa sorabilirsiniz, Fikir ve önerilerinize de açığım.
İnşallah önümüzdeki günlerde de sizler de isterseniz diğer ordaları ve ayrıntıları paylaşırım. ;)