Buraya reklam eklenecek
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ağustos 2011 Salı

Tiyatro + Sinema... Oh La La :)

Haftaiçi çalıştığım için gezmeye fazla vaktim olmuyor, aslında öğle vakti okuldan çıkmış oluyorum ama ne olursa olsun saatlerce konuşup, bişeyler anlatmak insanı psikolojik açıdan oldukça yoruyor. Bende bu sebeple sosyal aktiviteleri kendimi daha zinde hissettiğim haftasonlarında yapmaya çalışıyorum. Her haftasonu yeni birşeyler yapmaya çalışıyoruz sevgilimle, tabi istanbulun trafiği elverdiği sürece... Bunu yazdım çünkü havalar ısınmaya başladıkça trafikteki araba sayısı da artmaya başladı ve biz bu haftasonu tam 2buçuk saatimizi bebeğe gidebilmek için arabada geçirdik, sonuçta gidebildik ama arabadan inemeden geri döndük... Evet, çok sinir bozucu bir durumdu. Neyse, kısmet değilmiş diyerek kendimizi alışverişe verdik. Birkaç parça eksiği tamamladık, karnımızı doyurduk ve 1 hafta öncesinden biletini aldığımız "Fareler ve İnsanlar" oyununu izlemeye gittik. Tiyatro bambaşka bir zevk ama klasikleri izlemenin bende apayrı bir yeri vardır. İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olmama bağlıyorum bunu. Okul zamanında drama derslerini herzaman sabırsızlıkla bekler, o kitapları büyük bir hazla okur ve tartışmak için can atardım. Yüzyıllar öncesinde yazılmış olmalarına rağmen hala günümüzde yer edebiliyor, hala aynı şeyleri yaşadığımızı gösteriyor ve ders veriyorlar. Sıkıcı gibi görünseler, yada öyle oldukları düşünülse de benim kütüphanemde baş sıradalar. Jane Austen'in 1 kitabını günümüzün 10 popüler kitabına tercih ederim.

Oyuna dönersek, tek kelimeyle harikaydı, özellikle ana karakterler George ve Lennie'yi canlandıran arkadaşları dakikalarca alkışladık, çok başarılılardı.

Solda george karakterini canlandıran Sefa Tantoğlu, sağda Lennie karakterini canlandıran Berk Yaygın.














İzlemek isteyenler için oyun, Şişli Cevahir Genç Kuşak Sahnesi'nde 08 Nisanda oynamaya başladı ve 19 Nisan'a kadar bu sahnede, daha sonra 21 - 26 Nisan arası Şişli Cevahir Sahnesi'nde devam edecek, son olarakda 29-30 Nisanda tekrar Cevahir Genç Kuşak Sahnesi'nde oynayacaklar. Oyunlar hakkında detaylı bilgi, aylık programlar ve bilet satış için İstanbul Devlet Tiyatrosu 'nun sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Bilet fiyatlarının çok uygun olması da tiyatroya gitmeyi alışkanlık haline getirebilecek sebeplerden biri.
Tiyatro dışında bu haftasonu sinemayı da ziyaret ettik. Hızlı ve Öfkeli serisinin 4. filmi 3 Nisanda vizyonlardaydı. 1 ve 2 yi izlemiştim, ve tabiki sadece 1. filmi beğenmiştim. Çünkü 2. sinde Vin Diesel yoktu, aynı tadı alamadım. Tokyo Drift yani 3. filmi ise hiç merak bile etmedim, çünkü bu seferde Paul Walker yoktu, Vin Diesel de konuk oyuncuydu. Bir seri film izlerken aynı karakteri görmek istiyorum, karaktere odaklanmak benim için önemlidir :)

4. Film 1.sine en yakın olanıydı, çünkü 1. filmdeki oyuncu kadrosu 4. de de aynıydı. Film hala gösterimde oyüzden fazla bilgi vermek istemiyorum, ama ilk 5 dakikası son derece heyecanlı, ben o sahnelerden sonra derin bir "ohhhhhh" dediğimi hatırlıyorum :) Arabalar diğer filmlerdeki gibi ön planda değil, bu film biraz daha aksiyon ağırlıklı, yarışlara fazla yer verilmemiş, intikam ve dostluk yoğun olarak işlenen duygular. Paul Walker ve Vin Diesel ikilisini çok beğeniyorum, oyüzden Hızlı ve Öfkeli 4 ü de beğendim. Hala izlememiş olanlara tavsiye edilir.

Tiyatro ve Sinema iyi ki varsınız, sizleri çok seviyorum... :)

8 Ağustos 2011 Pazartesi

2 Film - Biri yeni biri eski

2 film köşesine hoşgeldiniz.
Bu köşede yeni sezon ve eskilerden 2 filmi konu alıp tartışacağım, fırsatım oldukça da devam ettirmeyi düşünüyorum. Haydi başlayalım.

Önceliği yeni sezon filmine veriyorum. Dün gittiğim "Yedi Kocalı Hürmüz" fragmanlarını gördüğümden beri aklımda olan, mutlaka gitmeliyim dediğim bir filmdi.

7 Kocalı Hürmüz bu filmde biraz daha günümüze uyarlanmış. Kostümler bir harika, masalsı bir dekor, bayıldım.
Hürmüz karakterini çok sevdim. Eminim izleyen tüm bayanlar sevmiştir. Çünkü gerçekten kadını okadar iyi anlatıyor ki. Doyumsuz, neşeli, hüzünlü, oynak, aşık, duygusal ... daha çok özelliğini sayabilirim ama bizi bize anlatmaya gerek yok :)

Hamam sahnelerinde erkek duası (El Hubb) denilen bir müzikal sahnelendiriyorlar. Gülse Birsel bu şarkının erkeklere yasak olduğunu, sadece kadınlar arasında söylenebildiğini anlatıyor. Sonra da şarkıyla beraber dans etmeye başlıyorlar. Dikkatle izleyin, benim aklıma ilk olarak it's raining men şarkısı geldi :)))) İşte sözleri :

Aşk Zinciri Erir
El Hubb Devri Gelir
El Hubb
El Hubb Derim Ben El Hubb El Hubb
Allah Gönlümce Verir
El Hubb Derim Ben El Hubb El Hubb
Allah Gönlümce Verir

Hava bulutlandı / şimşekler çakacak
Kadınlar damlarda / seyre çıkacak
Derler ki bu gece yatsıdan sonra
Gökten yağmur gibi herif yağacak

Kızlar şükredin allah babaya
Benzerdik yalnızken kızgın sobaya
Çölde kalmış gibi bakardık göğe
Hadi toplanın toplanın toplanın
Buluşalım bu gece avluda damda
Gökten sapır sapır herif yağacak

Açılsın memeler / süzülsün gözler
Dövülsün tavına gelince sözler
Devrilin yatağa zevklenin kızlar
Çok şükür bu gece yatsıdan sonra
Gökten adam, gökten erkek, gökten koca, gökten herif yağacak

Aşk zinciri erir el hubb devri gelir
Allah gönlümce verir verir

Haluk Bilginer, Gülse Birsel ve Havva karakterini canlandıran Pınar Çağlar Gençtürk (kendisinin çok başarılı bir eğitim geçmişi varmış) ise Hürmüz'den sonra en sevdiklerim. Tek tek karakter analizi yapmayacağım, çünkü filmin sitesinde her karakter için bu yapılmış, lütfen burayı ziyaret edin ve özellikle kocaların analizlerini okuyun, neyi temsil ettikleri, Hürmüz'ün her birinde ne bulduğu [ya da bulamadığı :) ] detaylıca işlenmiş. Site gerçekten çok başarılı.

Yönetmene değinmeden olmaz. Aslında kendisine "Film anlatıcısı" denmesini tercih eden Ezel Akın, nam-ı diğer Ezop'da Hürmüz'ün kocalarından biri :) Sadece Fizan'da askerlik yaptığını biliyoruz. Bu adam gerçekten başarılı. Neredesin Firuze ve Hacivat Karagöz neden öldürüldü filmleri de kanıtı. İkisini de zevkle izlemiştim. Bu filmi de sanki tiyatroda izliyor gibi izledim, okadar gerçekçi ve eğlendiriciydi.

Son olarak Hürmüz karakterini okurken çok beğendiğim, sitede geçen şu yazıyı paylaşmak istiyorum:
Bu filmi mutlaka izleyin. Evde değil, sinemada izlenmesi gereken filmlerden. Kızkıza gidilmesi önerimdir :)

2. filmimiz, eskilerden, 2007 yapımı, Feast of Love.

Romantik filmleri sevmiyorum, önceden de söylemiştim galiba. Fazla sıradan buluyorum. Bu film adından da anlaşılacağı gibi romantik bir film tabiki, ama drama daha ağır basıyor. Ve Glam dramaya bayılır :)

Aşkı arayan insanların hikayesi denilebilir özetle. Bulanlar, kaybedenler, ihanet edenler, sonsuza dek sevenler... Herkesin sevgi anlayışı farklıdır aslında, bunu çok iyi anlatmışlar. Klişe romantik filmlerden gerçekten farklı bir hikayesi var.

Hani bazen etrafımızdakilere tavsiyelerde bulunuruz özellikle duygusal konularda, ama aynı şey bizimde başımıza gelmiştir, çok da acı çekmişizdir, ve etrafımızdakilere söylediklerimizi kendimize uygulayamayız ya da geç kalmışızdır. İşte Morgan Freeman filmde böyle bir karakteri canlandırıyor. Çevresindeki herkese tavsiyelerde bulunuyor, yanlış yapmalarını önlemeye çalışıyor, ve herkes tarafından saygı duyulan bir profesör ama... Ama'sını anlatmayacağım, bu filmi izleyin :) Hikayelerden birinde mutlaka kendinizi bulacaksınız...

7 Ağustos 2011 Pazar

A film by Tom Ford : A Single Man

2004 yılında Gucci'den ayrıldıktan sonra "sinema sektöründe çalışmak istediğini" dile getiren Tom Ford, ilk filmi "A Single Man" ile karşımızda... Christopher Isherwood'un aynı adlı eserinden uyarlanılarak sinemaya yansıtılan film, 1962 yılının Los Angeles’ında gay bir İngiliz Profesörünün partnerinin ölümü üzerine yaptığı bir pazarlığı konu alıyor.

Başrolde Colin Firth, Julianne Moore, Matthew Goode ve Nicholas Hault gibi isimlerin yer aldığı film, 66. Uluslararası Venedik Film Festivali'nde galasını yaparak, Colin Firth'e "en iyi erkek oyuncu" ödülünü kazandırdı.


İşte festivalden birkaç görüntü :

Hepsinin bu kadar şık olmasının nedeni kuşkusuz Tom Ford unsurudur değil mi? :)

Filmi çok merak ediyorum, çünkü Tom Ford bu filmi için çok merak uyandırıcı açıklamalarda bulunmuş. Biraz da onlara yer vermek istedim:

Bu filmi "yaptığım en kişisel iş" olarak tanımlayan Ford, "beni çok iyi tanımayanlar filmi gördükten sonra çok şaşıracaklar. Bu film benim farklı - herkesin bilmediği - bir yönümü ortaya çıkarıyor" diyerek filminin kendi kişiliğini yansıttığının da ipuçlarını veriyor.

A single man'in bir gay filmi olmadığını, "her insanın hissedebileceği sevgi ve yalnızlık üzerine kurulduğunu ve bu sebeple oldukça evrensel bir film" olduğundan bahsetmiş.

Her 3-4 senede bir film yapmak, ve iki kariyeri paralel olarak devam ettirmek istediğini söyleyen Ford, bence sinema sektöründe de başarılı olacak. Bu işin modayla hiçbir ilgisi olmasın, film kendi adına konuşsun istiyor, ayrıca modayı "geçici ve ticari" bir sanat olarak görürken sinemayı "salt anlatım" olarak nitelendirmiş.

Bu adamı seviyorum, samimiliğini, çalışmalarını, üretme isteğini, ve nefes kesen görüntüsünü :)

Bu filmi görmek istiyorum, Colin Firth'i çok sevdiğimden ve Tom Ford karakterini tanımak istediğimden. Ve işte son olarak sizler için filmin fragmanı :



Sevgiler
:)

Kaynak: CBSNews , Fashionologie , imdb , E! online , WWD , Vgl

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Nine Müzikalı - Vogue Kasım kapağı

"Nine" müzikal filminin oyuncularından Nicole Kidman, Marion Cotillard, Penelope Cruz ve Kate Hudson Vogue Kasım kapağındalar.


Filmi merak edip araşırdım, güzel bir konusu var. Dünyaca ünlü film yönetmeni Guido Contini'nin hayatındaki kadınları [karısı (Marion Cotillard) ,metresi (Penelope Cruz), film yıldızı (Nicole Kidman), yardımcısı ve kostüm tasarımcısı (Judi Dench), Amerikalı bir moda gazetecisi (Kate Hudson), bir hayat kadını (Fergie) ve annesi (Sophia Loren) ] dengeleme, yönetebilme çalışmaları sırasında yaşadığı sorunları anlatıyor. Müzikalleri hep sevmişimdir. Sizler içinde filmin fragmanı aşşağıda:




İşte Guido'nun hayatındaki tüm kadınlar :) Güzel bir fotoğraf olmuş, tüm oyuncular bir arada.

Film 25 Aralık'ta Amerika'da gösterime girecek, ilgilenenlere duyurulur, ben mutlaka izleyeceğim.

5 Ağustos 2011 Cuma

Kanal-i-zasyon

Cumartesi günü gittik sevgiliyle. Up'a mı gidelim, buna mı gidelim derken Türk filmi'nde karar kıldık.
Nötrüm filme karşı, ne hissedeceğimi bilemiyorum :)

Gecesi gündüzü televizyon olmuş kimseler, kadın programlarına giderek maaşa bağlanmış teyzeler, cılkı çıkmış reality showları gerçeklermiş gibi izleyip tartışabilen insanlar, eminim çok iyi ders çıkarmışlardır bu filmden...
Televizyon izlemeyi bilmeyenler için yapılmış bir film de diyebiliriz aslında. Oyüzden ben biraz sıkıldım. Ve güldüğümüz tek yer argo muhabbetlerdi (malesef).

Ama sonunda Metin Uca'nın birkaç lafı var Türk Halkına seslendiği... İşte onlar çok güzeldi. "Bu gidişata sen istersen dur diyebilirsin güzel yurdumun güzel insanları" tarzında...

Sevgili hiç beğenmedi ama ben biraz daha nötrüm dediğim gibi, Okan Bayülgen'i çok severim, oyunculuğu bir harika ve canlandırdığı karakter gerçekten zordu :) Ayrıca iyi de bir kadrosu var filmin:)

Sinemada izlenmez belki ama evde izlenilesi filmler arasında tavsiye edilir.

4 Ağustos 2011 Perşembe

Yahşi Batı geliyor

Cem Yılmaz'ın yeni filmi "Yahşi Batı" setinden ilk görüntüler ortaya çıkmış, bize de paylaşmak düşer :)


Hahaha, Zozo the kid :)))))))))


Hikaye şöyle : Sene 1880. Dönemin Amerikan başkanı’nın Abdülhamit'e bir hediyesi var. Bu hediyeyi iki kişiyle gönderecek, Lemi bey ve Aziz Efendi. Ama bir türlü bu hediyeyi ulaştıramıyorlar.


Oyuncular yabancı değil, çoğunluğu Cem Yılmaz'ın eski filmlerinde yer alan tanıdık simalar. Bu sefer Demet Evgar, Mahşer-i Cümbüş ekibinden Dilek Çelebi ve konuk oyuncu olarak Cansu Dere de katılmış.


En güzel resmi sona sakladım, bu amca da dalton kardeşlerden biri olsa gerek, bana avarel gibi geldi :))))


Yurdum insanını çok güzel anlatan Cem abimiz batı insanını nasıl anlatmış acaba, merakla bekliyorum ben :)

Fotoğraflar ve film hakkında bilgi buradan ve buradan

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Glam's News

Bir süredir yokum. Aslında kayıt girmiyorum ama blogları takip etmeye çalışıyorum çünkü okadar yorgunum ki iş çıkışı eve geldiğimde birşeyler yazacak halim kalmıyor... Okullar kapanmak üzere, bizim öğrencilerin sbs, öss telaşı başladı, son sınavları yaklaştı, habire ek dersler yapıyoruz, çıkışlar bazen uzayabiliyor, "haydi tatile az kaldı, sabret" diyorum ama bu avuntu bile çok yorgun olduğum gerçeğini değiştirmiyor malesef.
E tabi 7/24 çalışmıyorum, biraz da sosyal olmaya çalışayım derken blog yazmayı aksattım.
Kısa kısa özet geçeyim ozaman,

*Önce sinemalar:

The Bounty Hunter
- Ödül Peşinde - romantik komedilerden nefret eden Glam, Gerard Butler hatrına izlediği bu filmi sevmedi.

Clash of the Titans - Titanların Savaşı - Bu filmi sevdim. Mitolojik hikayeler hep ilgimi çekmiştir, zaten üniversitede'de en sevdiğim derslerden olmuştu Mitoloji. Sam Worthington bence çok iyi bir oyuncu ve daha da iyi yerlere gelecek.

Iron Man2 - Iron man severler 2. filmi de beğeneceklerdir. Ben çok beğendim :)

Robin Hood - Çok fazla spoiler içermemeye çalışacağım :) öncelikle bu filmde zenginden alan fakire veren bir Robin Hood hikayesi izlemeyeceksiniz. Bundan öncesini izleyeceksiniz. Birde film çok uzun :)) Filme Russell Crowe'dan başkası düşünülemezdi. Cate Blanchett ile çok uyumlulardı. Bu kadar söylüyorum, ve susuyorum, çok güzel filmdi, mutlaka gidin, izleyin:)

* Yeni mekan:

Nando's - Pek yeni sayılmaz aslında, Türkiye'de 1. yılına girmiş ama biz yeni keşfettik :) Cevahir ve Cadde'de de mağazaları varmış. Biz Ataköy Plus'da karşılaştık ve Nando's u çok sevdik. Mükemmel lezzetli ızgara tavukları, peri peri denilen acı kıvamını ayarlayabildiğiniz gizli bir sosları var. Tavuk severler Nando's u mutlaka denemeli. Nando's ve gizli sos peri peri'nin faydaları hakkında detaylı bilgiye
buradan ulaşabilirsiniz.

*Alışveriş:

Saçlarım röfleden döndüğünden beri semsertler ve onları açmak nerdeyse imkansız bir hal almaya başladı, ayrıca daha çok dökülmeye başladılar. Sert olmaları çok can sıkıcı bir durum. Lush'un Rehab şampuanını kullanıyordum ama artık hiçbir faydasını görmüyorum, zaten bitmek üzere, artık daha etkili bir ürüne geçmem gerekiyordu. Strawberry'de saç ürünlerine %10 indirim maili gelince bu fırsatı kaçırmak istemedim. Yine Loreal Prof. ürünlerinden alacaktım, çok kullandım ve çok memnun kaldım ama bu sefer farklı bir marka denemek istedim. Uzun saatler strawberry'de ve internet başında yorum okuyarak geçen zaman zarfında Jonathan Product markasını denemeye karar verdim. Markanın şampuan, maske ve serumunu aldım.Strawberry'den alışverişe başlamışken uzun zamandır almak istediğim T. LeClerc toz pudra ve bitmek üzere can çekişen fondöten ihtiyacımı da karşılamaları içün Benefit ve Gosh fondötenlerini aldım. Son olarak Araştıran'da okuyup denemek istediğim Loreal mineral seti de ekleyerek alışverişi tamamladım.
1. T. LeClerc toz pudra: Bu ürün çok övülüyordu, bende ne zamandır almak istiyordum, bu alışverişe kısmetmiş. Strawberry açıklaması şöyle:
  • Kızarıklıklarla mücadele eden veya makyajınıza rötuş yapan hafif bir pudra.
  • Tek başına veya fondöten üzerine kullanılabilir.
  • İçerdiği pirinç nişastası ile çok emicidir.
  • Cilde taze bir his vererek doğal görünmesini sağlar.
  • Yağlı cilt tipleri için, çatlamış kılcal damarları olanlar için veya cilt kızarıklıkları yaşayanlar için mükemmeldir.
2. Loreal Bare Naturale başlangıç seti. Evet bu kadar toza bulaşmak istememi neye yormalıyız acaba? :) Sanırım biraz daha doğal ve hafif şeyler kullanmak istiyorum bu sıralar.

3. Benefit Non fiction likit fondöten. Hakkında çok bilgim yok. Benefit ürünlerini de cicili bicili dış görünümleri dışında pek sevdiğim söylenemez. Oyüzden MUA'da ürün yorumlarını okuyarak birşeyler çıkarmaya çalıştım. Çok beğenenler de olmuş, yerden yere vuranlar da. Denemekten birşey çıkmaz dedim, gelsin de nasıl birşeymiş göreceğiz :) Strawberry açıklaması şöyle:
  • Hafif kapatıcılık sunan likit fondöten.
  • Ağır makyaj etkisi bırakmadan kusurları kapatmak için tasarlanmıştır.
  • Cilt görünümünü aydınlatmaya yardımcı olur.
  • Uzun süreli enerjik bir cilt yaratır.
  • Pürüzsüz, saf bir görüntü verir.
4. Gosh Cover me up makyaj köpüğü. Yıllar yıllar önce maybelline'den böyle köpük şeklinde bir fondöten almıştım. Zamanın cahilliği mi, cildimin ozamanki hassaslığı mı bilmiyorum ama nefret etmiştim üründen. Fazla yumuşaktı, ve kalıcı değildi diye hatırlıyorum. Gosh'un bu ürününü araştırırken Youtube'da ürün tanıtım videosunu buldum, yorumları okudum. Seveni çok. Umarım bende severim.

İşte son zamanda yaptıklarım böyle. Haftaiçi planım yoksa direk eve gidiyorum, haftasonu genelde sinema ve gezinti aktiviteleriyle geçiyor. İyi ki internet alışverişi var, mağazalara girmek, birşeyler bakmak, denemek hiç içimden gelmeyen birşey şuan için.

Bu arada kısa kısa özet mi geçecektim? Fazla kısa olmadı sanki :))
Bu ara yazılar azalabilir zira blog yazarı yorgun, isteksiz, ve garip bir ruh hali içerisinde. Yaz başlangıcı kendimi şikayet edip durduğum, boş boş bakan, kafasını bitürlü bişeye veremeyen, dalıp giden öğrencilerimden farksız görüyorum. Gerçi aramızda şöyle bi fark var, onlar sadece derste böyleler, tenefüste zaptedilemez canavarlara dönüşüyorlar hemde heryaştan hepsi :)))
Bana pozitif enerji gönderin, çok ihtiyacım var:)
Sevgiler
:)

31 Temmuz 2011 Pazar

Watchmen vizyonlarda, izlemeliyim!

Bayılıyorum çizgi romanların beyazperdeye uyarlanmasına. Çizgifilmlere de bayılıyorum, fantastik fimlere de... "Eşek kadar oldun" denilebilecek bir yaşa geldim ama hala en büyük tutkumdur çizgi roman ve çizgifilmler. Alkışlar içimdeki çocuk ruhuna :)

Bazı çizgifilmler, çizgi romanlar çocukların izlemesi, okuması için değil, başka amaçla yazılıp çiziliyorlar. Güncel, tarihi olaylara çizgi karakterlerle tepki veriliyor, onlar tarafından eleştiriliyor, bir nevi yazarın söylemek istediklerini yada görüşlerini onlardan dinliyor ve izliyoruz.
İşte Watchmen'de onlardan biri. Kısaca tarihçe ve konusunu paylaşıyorum:

"86-87 yılları arasında basılan 12 sayıdan oluşan Watchmen yayınlandığı Soğuk Savaş Dönemi’nden fazlasıyla etkilenmiş bir çizgi roman. 85 yılında, Amerika ve Sovyetler Birliği’nin nükleer savaşın eşiğinde olduğu sıralarda New York’ta geçen hikayede, süper kahramanlar kostüm ve maskeleriyle günlük hayatın bir parçası olarak halkın arasında yaşamaktadırlar. Kendilerine atfedilen “süper-kahraman” tanımının aksine, ironik olarak süper güçleri olmayan bu kahramanlar, kanunlara bağlı olmadan kendi çabalarıyla adaleti sağlamaya çalışmaktadırlar. Eski arkadaşlarından birinin öldürülmesi üzerine, cinayeti araştırmaya başlayan Rorschach, aslında bu olayın süper kahramanlara yönelik çok daha büyük bir komplonun başlangıcı olduğunu düşünmeye başlar. Bunun üzerine, bu komployu engelleyebilmek için, dağılmış olan eski takımını bir araya getirmek için çalışacaktır. "

Kaynak: Beyazperde

İyi-kötü kavramını sorgulayan bu filmi gerçekten çok merak ediyorum. Yarın için planlarımızın arasında Watchmen'i izlemek ilk sırada. Eğer ki daha fazla hortlamadan yatağa girebilirsem, hala pazar sabahını görebilme şansım var, yoksa biraz daha bu bilgisayar başında kalırsam öğleni anca yakalicam, film fln yalan olucak :) Gerçi izlemeden yazısını gönderdim ama bu bir klasik zaten, ne kadar kötü olabilir ki? İzleyenler varsa yorumlarını almak isterim?

Fikir sahibi olabilmeniz açsından, karşınızda tanıtım filmiyle "Watchmen"

"12 Tuzak"



"Milyonlarca dolarla kaçmaya çalışan Miles Jackson'ı, New Orleans polisi Danny Bexter durdurmayı başarır. Ancak Miles'ın kız arkadaşı yanlışlıkla öldürülür. Hapse giren Miles bir yıl sonra hapisten kaçmayı başarır veDanny'nin peşine düşer. Danny ile alay ederek ona 12 tane çözülmesi imkansız görevler verir. Danny'nin bu 12 raundu geçmesi sonucu kız arkadaşı Molly'nin hayatı kurtulacaktır. Konusuna alışkın olduğumuz filmin başrolünde güreşçi John Cena ve yönetmen koltuğunda aksiyon filmlerinden bildiğimiz Renny Harlin var"


Bu şekilde özetlenen filmi izlemeye istekli gitmedim açıkçası,sevgilim sinemaya gitmek istiyordu,bunun saati uygundu ve ben de kıramadım.Başlarda bildiğimiz,bir amerikan erkeği dünyaya bedeldir, tarzı oradan oraya atlamalar,giden arabanın üstünde yürümeler gibi "evet evet klasik bir amerikan filmi" düşüncemi güzel ve beklenmedik sonuyla bozdu.Gerçi ben "yapılamayanı yapan kahraman erkek" olarak Zor Ölüm 4 deki F-16dan atlayan Brucu Willis'in üstüne tanımam!Üstelik o bunu gayet orta yaşlı birini canlandırarak yapmıştı,ne diyelim var mıdır öylesi?Bu filmin yönetmeni de zaten daha önce Zor Ölüm 2 yi de yineten adammış,şaşırdım mı?Hayır tabi kii..


Eğer canınız sinemaya gitmek istiyorsa ve çerez bir film arıyorsunuz,"Ne çok düşünesim,ne çok gülesim,sadece zaman geçiresim var" diyorsanız gidin,sıkılmazsınız.Son olarak konuyu bir de ben özetlemek istiyorum.Kız arkadaşı kaçırılan polis,onu kurtarmak için kaçıran adamla bir oyun oynamayı kabul eder.Oyunun adı ne derseniz,bence "Molly kurtulsun da kim ölürse ölsün"olmalı!